Masumiyet Karinesi Nedir?

Masumiyet karinesi, izlediğiniz bir film veya dizi, katıldığınız bir bilgi yarışması veya hukuk temalı konferansta kulağınıza takılan bir terim olabilir. Gelin birlikte bu terimin geçmişten günümüze nasıl işlendiğini, hukuksal boyutlarını ve uygulama yeterliliğinin ne şekilde olduğunu tümüyle ele alalım.

0
119
Masumiyet Karinesi Nedir?

Masumiyet karinesi, izlediğiniz bir film veya dizi, katıldığınız bir bilgi yarışması veya hukuk temalı konferansta kulağınıza takılan bir terim olabilir. Gelin birlikte bu terimin geçmişten günümüze nasıl işlendiğini, hukuksal boyutlarını ve uygulama yeterliliğinin ne şekilde olduğunu tümüyle ele alalım. Hukuki anlamda suçsuzluk ilkesi, temel konulardan bir tanesidir ve hukuktan ayrılamaz. Ele alırken kelimenin sözlük anlamına ve tarihine öncelikle bir göz atmamız faydalı olacaktır.

Sözlük anlamına baktığımızda masumiyet suçsuzluk anlamına gelir. Karine ise ipucu anlamını kapsar. Buradan hareketle masumiyet karinesi aslında tam sözlük karşılığı ‘’suçsuzluk işareti’’ diyebiliriz. Aynı zamanda uluslararası hukuk terimi “presumption of innocence” olarak geçmektedir. Kişinin suçunun kesinleşmediği sürece hükümlü sıfatı ile değerlendirilemeyeceğini ifade eder.

Uluslararası hukuka göre zaten kişi masumluğunu ispat etmesine gerek yoktur. Kişi üzerinde bir suçluluk iddiası varsa o suçun ispati gereklidir. Bundan dolayı masumiyet karinesinin aslında temelini hukukta hüküm giydirmenin sadece iddia edilen suçu tespit edilmesiyle birlikte mümkün olacağını bize göstermektedir.

Masumiyet Karinesinin Tarihsel Kökeni

Belirtilen kavram Türk Ceza Hukuku’nda masumiyet karinesi (suçsuzluk ilkesi) olarak tanımlanır. Osmanlıca bir terim olan bu ibare masumluk ve suçsuzluk ilkesi yaygın olarak kullanılan terimlerdir.

Kökeni eski Roma’ya kadar uzandığı söylenmektedir. Eski Roma hukukunda bu terim Ei incumbit probatio qui dicit, non qui negat olarak ilkeleştirilmiştir. Bundan sonra İngiliz örfi hukuku olarak “bir gerçeğin kanıtlanma yükümlülüğü kişi merkezlidir” şekliyle kullanılmış olduğunu görmekteyiz. Bu kavram 18. yy. da gerçek değerini bulmuş ve 18. yy. Avrupa’sında ortaya çıkmıştır. O günden bugüne kadar devam eden bu hukuksal terim günümüz hukuk dünyasında da çoğu zaman karşımıza çıkmaktadır.

Hukuksal Boyutta Masumiyet Karinesi

Masumiyet Karinesi ilkesi sadece mahkemelere bağlı bir kavram değildir. Bu kavram diğer idari makamları da kapsamaktadır. Hatta bazı kaynaklarda şöyle bir bilgi de bulunmakta: A.Ribemont/Fransa davasında gözaltında bulunan bir başvurucuyu polis müdürü, cinayetin azmettiricisi olarak ilan ettiği söylenmektedir. AİHM bu konuda, başvurucu bir suç işlemiş olmakla itham ediliyorsa, 6/2 hükümlerinin mahkemelerin dışındaki diğer idari yetkililer için de olduğu karına varmıştır. İtham edilen suç, polis müdürü tarafından hiçbir nitelendirme veya nesnel tanıya dayanmaksızın yapılmıştır. Mahkeme tarafından gerçekler ortaya çıkmadan ve herhangi bir ispat olmadan şüpheli azmettirici olduğu açıklanmıştır. AİHM ise masumiyet karinesi ilkesinin ihlali olduğuna karar vermiş ve daha sonra sanığın mahkemece serbest bırakılması bu durumu değiştirmemiştir. Masumiyet karinesi iddia edilen suçlunun yargılaması öncesi olduğu kadar berat sonrası da gözetilmektedir.

Bireyin ifadesi sonrası, savcılığa sevk edilmesiyle birlikte uygulanan süreçte, iddia edilen suçlunun tutuklanma talebiyle mahkemeye gönderilip, tutuklansa dahi kişinin hükümlü olduğu anlamına gelmemektedir. Suç eylemi üzerinde çok güçlü deliller olsa bile mahkeme süreci bitip bireyin hüküm giyene kadar masumiyet karinesi koruması altında sayılmaktadır. İddia edilen suçlu suçu işlemiş olsa dahi, delillerin yeterli olmaması veya bulunan delillerin hukuki çerçevelerde elde edilmemiş olması gibi gerekçelerle, tutukluluk sürecindeki bireyin serbest kalabileceği gerçeği masumiyet karinesinin tutuklanma sürecini de kapsamasının temel nedenidir.

Kişinin yargılanma sürecinde hüküm giydirilmesi söz konusu olmaz ve kamusal haklarından yararlanma hakkına da her zaman sahiptir. Bundan dolayı kişinin tutuklu olsa dahi çalıştığı resmî kurumlarda, suçu ispat edildiği ve suçunun sabitlenene kadar masum olduğu ilkesi gözetilmek zorunluluğu vardır. Bu konuda AİHM’in 10 Şubat 1995’te verdiği şu karar vardır: “Sanık için bir güvence olarak kabul edilen masumiyet karinesinin, yalnızca ceza yargılaması sırasında değil; aynı zamanda bütün resmi makamlar düzeyinde de gözetilmesi kabul edilmektedir. Bu nedenle, ceza yargılaması kesin mahkûmiyet hükmü ile sonuçlanmamış kişiye karşı, başka resmi görevlilerin suçlu gözüyle bakıp bu şekilde davranmaları masumiyet karinesinin çiğnenmesi anlamına gelir.” ifadelerine yer verilmiştir.

Suçsuzluk İlkesinin Uygulanmama Sorunu

Suçsuzluk ilkesi ile birlikte bazı sorunlar da çıkmaktadır. Bunu şu şekilde ifade edebiliriz: iddia edilen sanık neredeyse her zaman yargılanma sürecinde iken, belli bir süre tutuklanır. Ancak mahkeme belirlenen sürede sanığın üzerindeki karar sonuçlanmasa da sanığı serbest bırakabilir. Suçsuzluk ilkesine göre bu hukuki bir adımdır. Fakat kamuoyu nezdinde farklı anlaşılabilmektedir. Aslında bu karine sayesinde birey kendisini savunabilmekte ve suçu kanıtlanmayan (belki de masum olan) hiç kimse hüküm giymemektedir. Ancak Türk Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’na göre şiddetli suç şüphesi bulunan bireyler tedbiren ve mahkeme sonuçlanıncaya kadar tutuklanabilir.

Fakat suçluluğun kanıtlanma süresi ve uzayıp giden hukuki süreç, suçsuzluk ilkesini güncel hukukta temel bir ikilem olarak karşımıza çıkarıyor. Özellikle çeşitli ülkelerde tutuklanma süresinin uzunluğunun ciddi anlamda bu kavramı ihlal ettiğini söyleyebiliriz. Bu konuda bir sürü tartışmalar da olmaktadır.

Ayrıca kamuoyunun ve basının yakından takip ettiği davaları bilirsiniz. Kamu vicdanının bağımsız yargı organlarından ayrı olarak yürümesi, bununla birlikte henüz hüküm giymemiş ve suçu ispat olamamış bireylerin toplum tarafından suçlu olarak algılanması suçsuzluk ilkesinin sorgulandığı durumlardan bir tanesidir. Bu sebeple suçsuzluk ilkesinin, günümüz güncel hukukta esas alındığını ve bu perspektifte yargılanmanın yürütüldüğünü söyleyemeyiz.

Sonuç Olarak

Masumiyet karinesini sonuç olarak ele alırsak, tarihi çok eski olsa da günümüzde hala tam olarak uygulandığı söylenemez. Kavramın uygulanması ile ilgili kamuoyunun etkisinin de olduğunu belirtebiliriz. Bu bağlamda suçsuzluk ilkesi doğru uygulanılması ve bireyin haklarını tamamının uygulanması açısından oldukça önemlidir.

Kişinin elbette ki iddia edilen suçunun kesin bir ispatı olmaması suçu işlemediği anlamına da gelmemektedir ancak esas olanın bireyin iddia edilen suçun tespit edilmesi ve bu çerçevede yargılanmasının sağlanması gerekmektedir. Bu bağlamda bireyin temel haklarını elinde tutarak masumiyet ilkesi kapsamında, suçun ispatı yapılmadan göz altına alınmaması ve bu suçtan yargılanmaması gerektiğini görüyoruz. Bu sayede birey yargılama sürecinde ne suçlu ne de masumdur çünkü yalnızca şüphelidir. Böylece modern hukuk, herkesin anayasal hakkını koruyabilir.

Kaynakça:

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi: https://www.echr.coe.int/Documents/Convention_TUR.pdf (11. ve 14. Protokolleri değiştirilmiş; 4, 6, 7, 12, 13 ve 16. protokol eklenmiş)

Hatice Derya, O. (2016). Anayasal bağlamda ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi boyutuyla suçsuzluk karinesi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 65(4), 2241-2276.

Masumiyet Karinesi ve Hukuktaki Yeri, Parlak Jurnal İnternet Dergisi: https://parlakjurnal.com/masumiyet-karinesi-hukuktaki-yeri/

Türk Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu: https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/5.3.1412.pdf

Hüseyin Şık, Suçsuzluk Karinesi, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Ankara, 2012, Sayı 1, s.103-105

Bir önceki yazımız olan 18 Yaşından Küçüklere Uzlaşma Teklifi başlıklı makalemizde 18 yaşından küçüklere uzlaşma teklifi, kanuni temsilciye uzlaşma teklifi ve suça sürüklenen çocuğa uzlaşma teklifi hakkında bilgiler verilmektedir.

0 0 oy
Sizce kaç yıldız?
Abone Ol
Bildir
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm yorumları gör